8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun. Bu anlamlı güne özel, milyonlara ilham veren kariyer yolculuğunda cesurca hayallerinin peşinden gitmiş, farklı işlere imza atarak fark yaratmış, başarılarını her daim gururla takip ettiğimiz adımızı dünyaya duyuran isimler ile bir araya geldik; adlarının ülke sınırlarını aştığı kariyer yolculuklarının mihenk taşlarını onlardan dinleyerek; Dünya Kadınlar Günü’ne özel ilham dolu mesajlar aldık.
Hazırlayan: Melih Türk - İrem Orhan

OYA ECZACIBAŞI
İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı
“Hata yapmaktan korkmayın her deneyim sizi güçlendirir"
Soru: Kariyer yolculuğunuzu ve yaptıklarınızla nasıl fark yarattığınızı özetler misiniz?
Oya Eczacıbaşı : Babamın görevi nedeniyle çocukluğum Türkiye ile Fransa arasında gidip gelerek geçti. İlkokul, ortaokul ve lise eğitimimi Fransa’nın Strazburg kentinde tamamladım. Küçük yaşlardan itibaren sanatın toplumla kurduğu bağı gözlemleme fırsatı buldum. Türkiye’ye döndüğümde Boğaziçi Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde eğitim aldım. İşletme disiplininin, sanat alanında güçlü ve sürdürülebilir kurumlar inşa etmek için önemli bir altyapı sunduğuna inanıyordum. 1987’de ilk İstanbul Bienali’nde görev almam kariyerimin yönünü netleştirdi. Bienal sürecinde çağdaş sanatın Türkiye’deki potansiyelini yakından gözlemledim. Bu deneyim, uluslararası ölçekte bir modern ve çağdaş sanat müzesinin Türkiye’de hayata geçirilebileceğine dair inancımı güçlendirdi. Bu doğrultuda 1990’lı yılların başında İngiltere’ye giderek müzecilik alanında yüksek lisans yaptım. Müzeciliği akademik bir çerçevede öğrenmek; idari yapılanma, koleksiyon yönetimi ve izleyici ilişkileri üzerine düşünme biçimimi derinleştirdi. İngiltere’de geçirdiğim dönem, mesleki yaklaşımım açısından belirleyici bir eşikti. 17 yıl boyunca bir sanat müzesi kurma amacıyla kapsamlı ve titiz bir hazırlık süreci yürüttük. Mekân arayışlarından finansal ve yönetsel modellere kadar pek çok alanda çalıştık. Hedefimiz yalnızca bir müze açmak değil; modern ve çağdaş sanatı toplumla buluşturan, güçlü eğitim programlarıyla beslenen ve uluslararası diyalog kurabilen bir kurum inşa etmekti. 2004 yılında İstanbul Modern’in açılmasıyla birlikte, Türkiye’de yaşayan ve gelişen bir modern ve çağdaş sanat müzesi modeli hayata geçti. Cumhuriyetimizin 100. yılı ile eş zamanlı olarak, Renzo Piano’nun tasarladığı yeni müze binamızla bu modeli dünya standartlarına taşıdık. Modern ve çağdaş sanatın her yaştan izleyiciyle buluşmasına katkı sağlayan bir yapı oluşturmuş olmak benim için en anlamlı kazanım.
Soru: Bu süreçte neleri farklı yaptınız? Deneyimlerinizden çıkardığınız dersler neler oldu?
Oya Eczacıbaşı: mİstanbul Modern’in açılışıyla somutlaşan bu yolculukta amacımız yalnızca bir sergi mekânı oluşturmak değildi. Sürdürülebilir bir yönetim modeli, bilinçli bir koleksiyon yaklaşımı ve güçlü bir eğitim programına sahip, yaşayan bir müze kurmak istedik. O dönemde Türkiye’de modern ve çağdaş sanata odaklanan bir müze örneği bulunmadığından, mevcut kültürel ve kurumsal koşulları dikkate alan özgün bir model geliştirmek gerekiyordu. Bu da sürecin sabır, istikrar ve kararlılık gerektiren uzun bir hazırlık aşamasına dönüşmesine neden oldu. Bu yolculuk bana, bir hayali gerçeğe dönüştürmenin yalnızca güçlü bir fikire sahip olmakla değil, o fikri farklı paydaşlarla birlikte ortak bir vizyona dönüştürmekle mümkün olduğunu öğretti. Sanatçılardan koleksiyonerlere, kamu kurumlarından sponsorlara ve eğitimcilerden genç izleyicilere kadar geniş bir çevreyle sürekli diyalog kurmak, finansal modeli adım adım oluşturmak, uygun mekânı bulmak ve kurumsal yapıyı inşa etmek bu sürecin somut adımlarıydı.
Soru: Sizi takip eden genç kadınlara ilham olmak adına vermek istediğiniz mesaj nedir?
Oya Eczacıbaşı: Genç kadınlara, geliştirilmesi gerektiğini düşündükleri alanlarda sorumluluk almaktan çekinmemelerini önerebilirim. Kendi yolunu çizmenin, fark yaratmanın en güçlü anahtarı olduğuna inanıyorum. Hata yapmaktan korkmayın, her deneyim sizi güçlendirir.

SUZAN SABANCI
Akbank Yönetim Kurulu Başkanı
“Zamanınızı iyi yönetin bu, detay gibi görünür ama fark yaratır"
Soru: Yaptıklarınızla fark yarattığınız, adınızın ülke sınırlarını aştığı kariyer yolculuğunuzu özetle sizden dinlesek...
Suzan Sabancı: Kariyerime 1986 yılında BNP - AK - Dresdner Bank’ta başladım. Ardından Akbank’ta Hazineden Sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı, Hazine ve Uluslararası Bankacılıktan Sorumlu Murahhas Üyelik ve Değişim Yönetiminden Sorumlu Murahhas Üyelik görevlerini üstlendim. Bu süreç, bankacılığı 360 derece deneyimlediğim; Akbank’ı geleceğe taşıyan Yeni Ufuklar projesine liderlik ettiğim, Citi ortaklığı gibi büyük atılımlarla küresel perspektifimi pekiştirdiğim bir yolculuk oldu. Mart 2008’den bu yana da Akbank Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini sürdürüyorum. Uluslararası alanda, Harvard Üniversitesi Küresel Danışma Kurulu, Harvard Business School Küresel Liderler Topluluğu Danışma Kurulu ve Harvard Business School Ortadoğu ve Kuzey Afrika Danışma Kurulu Emeritus Üyeliği görevlerini de yürütüyorum. New York’taki American-Turkish Society eş başkanlığı, Council on Foreign Relations Uluslararası Danışmanlar Kurulu üyeliği, Venetian Heritage Inc. Yönetim Kurulu Üyeliği ve Serpentine Council Kültür ve Sosyal İşler Komitsi Üyeliği ile iş dünyası, politika ve kültür arasında köprü kurmaya devam ediyorum. Ayrıca bir süre National Bank of Kuwait ve Blackstone’un Uluslararası Danışma Kurullarında, Institute of International Finance’in ise Yönetim Kurulu ve Gelişmekte Olan Ülkeler Danışma Kurulunda görev alarak küresel finans gündemine katkı sundum. Kariyerimi, yerel kökleri güçlü, etki alanı küresel bir liderlik yolculuğu olarak tanımlıyorum.
Soru: Bu yolculukta neleri farklı yaptınız, başınıza gelen iyi/kötü her şeyden nasıl dersler çıkardınız?
Suzan Sabancı: Özellikle uluslararası görevlerim sayesinde çok farklı kültürlerle, krizlerle, bakış açılarıyla temas ettim. Çok tecrübe ve birikim kazandım. Eleştiriye her zaman açık olmaya özellikle dikkat ettim. Sadece alkışa değil, itiraza da kulak verdim. Çünkü insanı geliştiren şey çoğu zaman rahatsız eden geri bildirimlerdir. Hata yapmaktan korkmadım ama aynı hatayı iki kez yapmamaya özen gösterdim. İyi bir dinleyici olmaya çalıştım. Bazen liderlik konuşmak değil, gerçekten dinlemektir. Ve şuna inandım: Doğru yapılan işleri görünür kılmak en az hataları düzeltmek kadar önemli. Kurum kültürü böyle inşa ediliyor.
Soru: Sizi takip eden genç kadınlara ilham olmak konusunda neler söylemek istersiniz?
Suzan Sabancı: Genç kadınlara ilk söyleyeceğim şey şu; zamanınızı iyi yönetin. Bu bir detay gibi görünür ama aslında büyük bir fark yaratır. Özellikle kadınlar için zaman yönetimi çoğu zaman oyunun kurallarını değiştirir. İkinci olarak, fikir alışverişinden korkmayın. Aynı düşünen insanlarla değil, farklı düşünen insanlarla büyürsünüz. Çeşitlilik bir “slogan” değil, gerçek bir güç kaynağıdır. Ve son olarak: Kendinize yatırım yapmaktan vazgeçmeyin. Farklı bakış açılarıyla beslenen bir kariyer hem daha sağlam hem daha zengin ilerler. Dünya büyüyor, karmaşıklaşıyor. Siz de onunla birlikte büyüyün.

ZEYNEP FADILLIOĞLU
Mimari Tasarımcı
“Sabır, cesaret ve inançla ilerleyen kadınlar çevrelerine ilham verir”
Soru: Yaptıklarınızla fark yarattığınız kariyer yolculuğunuzu özetle sizden dinlesek...
Zeynep Fadıllıoğlu: Tasarım yolculuğum, tek bir çizgide ilerleyen bir kariyerden çok, zaman içinde dönüşen ve olgunlaşan bir süreç oldu. Tasarım dünyasına ilk adım attığım yıllarda elbette hedeflerim vardı ancak bu yolculuk, tıpkı hayatın kendisi gibi, deneyimlerle şekillendi. İngiltere’de aldığım eğitim, farklı kültürlerle erken yaşta kurduğum bağ ve dünyayı gözlemleme merakım, bakış açımı her zaman uluslararası bir zeminde tutmamı sağladı. Tasarım benim için yalnızca estetiğin öne çıktığı bir alan değil; kültür, tarih, yaşam biçimi ve çağın ruhuyla birlikte şekillenen bir anlatım dili. Farklı coğrafyalarda, farklı kültürel arka planlara sahip projeler üzerinde çalışmak zamanla hem beni hem de ekibimi besleyen, sınırlarımızı genişleten bir deneyime dönüştü. Bu süreçte her projede mekânın kimliğini; bulunduğu yerin kültürel birikimi, kullanıcıyla kurduğu ilişki, malzemenin dili ve ışığın mekân üzerindeki etkisi gibi başlıca unsurlar üzerinden ele almayı önemsiyoruz. Bu yaklaşım, tasarımlarımızın farklı ülkelerde güçlü ve kalıcı bir karşılık bulmasının temel nedenlerinden biri. Şakirin Camii projesinin ardından uluslararası basında ‘dünyada ilk cami tasarlayan kadın tasarımcı’ olarak anılmak, kariyerimde önemli bir dönüm noktası oldu ve tasarım yaklaşımımızın küresel ölçekte daha da bilinir olmasına katkı sağladı. Bu proje, çalışmalarımızın belirgin ve etkili noktalarından biri olarak, kültürel değerlere duyarlı tasarım anlayışımızı farklı ölçek ve disiplinlerde görünür kıldı. Bugün otel projelerinden kültürel yapılara, ibadet alanlarından konutlara uzanan geniş bir yelpazede; çağdaş yaklaşımımızı kültürel değerlerle saygılı ve bilinçli bir biçimde buluşturan tasarımlar üretmeye devam ediyoruz. Uluslararası ölçekte edindiğimiz yüksek bilinirlik ise, her projeye aynı titizlikle yaklaşan ve zamansız bir tasarım anlayışının doğal bir sonucu olarak gelişti.
Soru: Bu yolculukta neleri farklı yaptınız, başınıza gelen iyi/kötü her şeyden nasıl dersler çıkardınız?
Zeynep Fadıllıoğlu: Tasarım yolculuğum boyunca değişimi ve dönüşümü her zaman dikkatle izlemeye çalıştım. Tasarım dünyası hiçbir zaman durağan değil; teknoloji, yaşam alışkanlıkları ve beklentiler sürekli değişiyor. Benim için asıl önemli olan ise bu değişimleri yalnızca takip etmek değil, hangilerinin gerçekten tasarıma değer kattığını ayırt edebilmek ve bu doğrultuda ilerlemek oldu. Projelerimizde çağdaş bir dili benimserken, bulunduğu yere ve kültüre ait değerleri tasarımın doğal bir parçası olarak ele alıyoruz. Bu dengeyi kurabilmek ise ciddi bir bilgi birikimi, deneyim ve hassasiyet gerektiriyor. Bu yönüyle, tasarım anlayışımızın bizi ayrıştıran önemli özelliklerinden biri olduğunu düşünüyorum. Karşılaştığım her zorluk, bana yeni bir bakış açısı kazandırdı. Olumlu ya da olumsuz her deneyim, yalnızca o projeye değil, sonrasında ürettiğimiz tüm işlere katkı sağlayan bir dönüştü. Tasarımda ilerlemenin, zaman içinde oluşan bu birikimin üzerine inşa edildiğine inanıyorum.
Soru: Sizi takip eden genç kadınlara ilham olmak konusunda neler söylemek istersiniz?
Zeynep Fadıllıoğlu: Genç kadınlara en büyük tavsiyem, kendilerine zaman tanımaları ve dünyayı deneyimlemekten çekinmemeleri olur. Farklı kültürlerle temas etmek, seyahat etmek, sanatın ve düşüncenin farklı alanlarına ilgi duymak; bakış açısını derinleştirir ve hayata karşı daha güçlü, daha bilinçli bir duruş kazandırır. Hayatla bağ kuran, merakını canlı tutan ve sezgilerine güvenen kadınlar, karşılaştıkları her durumu bir gelişim alanı olarak değerlendirmeyi öğrenir. Bu içsel güven, zamanla adımlarını daha sağlam ve anlamlı kılar. Sabır, cesaret ve inançla ilerleyen kadınlar, zaman içinde kendi alanlarını doğal bir biçimde oluşturur ve çevrelerine ilham verir.

AYŞE & ECE EGE
Dice Kayek Kurucuları
“Bu yolculukta başkalarına yön ve ilham verebilmek çok kıymetli"
Soru: Yaptıklarınızla fark yarattığınız, adınızın ülke sınırlarını aştığı kariyer yolculuğunuzu özetle sizden dinlesek…
Ayşe & Ece Ege: Yolculuğumuz, modanın kalbi Paris’te tasarladığımız zarif bir gömlek koleksiyonuyla başladı. 2009 yılında ‘Istanbul Contrast’ koleksiyonumuzu Paris Moda Haftası kapsamında Ritz Paris’te sunmamız bir dönüm noktasıydı. Bu koleksiyonun yarattığı etki, Dice Kayek’i uluslararası ölçekte tanınan ve dünyanın önde gelen müzelerinde yer alan bir marka konumuna taşıdı. Koleksiyonumuz; Musée des Arts Décoratifs, Istanbul Modern ve Amsterdam Museum’da sergilendi. 2013 yılında Victoria and Albert Museum tarafından verilen prestijli Jameel Prize ödülüne layık görüldük ve ardından ödül kazanan tasarımlarımız müzenin kalıcı koleksiyonuna kabul edildi. Müze yolculuğumuz bununla da snırlı kalmadı. Tasarımlarımız 2023 yılında LACMA müzesinde sergilendi, geçtiğimiz yıl St.Petersburg Hermitage Müzesi’nde ve Paris’te Palais Galliera’da sergilenerek, kalıcı koleksiyonlarına dahil edildi. Bu yıl ise Denver Sanat Müzesi’nde 15 Şubat 2026 tarihinde açılan ‘Conversation Pieces: Stories from the Fashion Archives’ sergisinde yer almaktayız.
Soru: Bu yolculukta neleri farklı yaptınız, başınıza gelen iyi/kötü her şeyden nasıl dersler çıkardınız?
Ayşe & Ece Ege: Bugünkü bilgi ve deneyimimizle yola çıkacak olsaydık, iş modelimizi baştan doğrudan tüketiciye satış modeli üzerine oluşturur ve dijital kanallara daha erken yatırım yapardık. Paris’teki kendi butiğimiz gibi, dünyanın stratejik şehirlerinde üretimden direk olarak satışa uzanan iş modeline yönelirdik. Kendi satış zincirlerimize odaklanmanın önemini zamanla fark ettik ve uzun vadede olan faydalarını görüyoruz.
Soru: Sizi takip eden genç kadınlara ilham olmak konusunda neler söylemek istersiniz?
Ayşe & Ece Ege: Bu zorlu ve meşakkatli yolculuğumuzun sonunda başkalarına yön ve ilham verebilmek bizim için çok kıymetli. Genç tasarımcılara örnek olmak, kendi markalarını kurma hayali taşıyan gençlere cesaret verebilmek amaçlarımızdan biriydi. Bugün birçok genç Türk tasarım markasının bize ilham kaynağı olduğumuzu söylemesi, bu yolculuğun en anlamlı parçalarından biri. En büyük amacımız yalnızca dünya çapında, bir marka olmak değil; bizden sonraki nesillere örnek olabilmek. Biz, bugün ulusal alanda bir yerde bir Türk tasarım markası gördüğümüzde gurur duyuyoruz.

FADİK SEVİN ATASOY
Oyuncu
“Öğrenmek, gelişmek ve kendinin hakkını vermek konusundaki özen çok değerli”
Soru: Yaptıklarınızla fark yarattığınız, adınızın ülke sınırlarını aştığı kariyer yolculuğunuzu özetle sizden dinlesek…
Fadik Sevin Atasoy: Kariyerimde en gurur duyduğum iş diye ele alırsam sorunuzu, Amerika Birleşik Devletlerinde İngilizce yazıp, oyunculuğunu da yaptığım Muse90401 adlı tek kişilik tiyatro oyunum diyebilirim. Los Angeles’ta premiere yapan oyun, ABD, İngiltere, Danimarka ve Avusturalya’da sergilendi. Uluslararası bir arenada kendi yazdığım bir tiyatro metni ile seyirciden takdir almak bir sanatçı için çok gurur verici. 2026 yılında ise enstellasyon sanatçılarının da entegre edilmiş versiyonu ‘Muse Müzede’ konsepti altında hem yurtdışı, hem yurtiçi müzelerde performans olarak sergilemeye devam edeceğiz.
Soru: Bu yolculukta neleri farklı yaptınız, başınıza gelen iyi/kötü her şeyden nasıl dersler çıkardınız?
Fadik Sevin Atasoy: Bu yolculukta imkansız görünen şeylerin sadece zihinsel bir limit olduğunun farkına vardım. Bütün başarıların bir ekip işi olduğunu ve bu ekibi kurarken ne kadar ihtiyatlı ve özenli davranılması gerektiğini öğrendim. Günümüz sanatında yaratıcılık kadar, liderlik ve iş yönetimi hususunun göz ardı edilmemesi gerekliliğini öğrendim. Ünlü yazar Cehov’un bir sözü vardır bizim meslekte ne şan ne de şöhret bir başarıdır; asıl başarı sabır edebilmek yeteneğinden gelir.
Soru: Sizi takip eden genç kadınlara ilham olmak konusunda neler söylemek istersiniz?
Fadik Sevin Atasoy: Her birey kendi yolculuğunu yaşar. Her hayat birbirinin tıpa tıp aynısı olmadığı gibi. O yüzden tavsiye veremem ama ‘ben nasıl yapıyorum’u kısaca söyleyebilirim. Benim için ‘hakkını vermek’ terimi hep çıkış noktası olmuştur. İnsan olmanın, yaşamanın, varoluşun ve sanatının hakkını vermek. Bedenimiz tabii ki kıymetli onu sağlıklı tutmak ve özen göstermek de. Ama gerçek güzellik bilgi ile donatılmış bir zihin ve şefkat dolu bir yürektir benim için. Öğrenmek, gelişmek, hem kendinin hem de başkalarının hakkını vermek konusundaki özen benim için çok değerli.

ECE ŞİRİN
Bee Goddess Kurucusu
“İçinizdeki ışığa güvenin ve potansiyelinizi asla küçültmeyin”
Soru: Yaptıklarınızla fark yarattığınız, adınızın ülke sınırlarını aştığı kariyer yolculuğunuzu özetle sizden dinlesek…
Ece Şirin: Uzun yıllar Coca-Cola ve Microsoft gibi dünyanın en güçlü şirketlerinde yöneticilik yaptım. Yaklaşık 20 yıl boyunca global markalarla çalışmak bana sadece kurumsal başarıyı değil; strateji kurmayı, sistem inşa etmeyi, sürdürülebilir büyümeyi ve uluslararası ölçekte düşünmeyi öğretti. Marka nasıl yaratılır, nasıl büyütülür ve nasıl kalıcı hale getirilir bunu o yıllarda öğrendim. Ama içimde hep daha derin bir çağrı vardı. Anadolu’dan doğup dünyaya ışık saçacak bir dünya markası yaratmak istiyordum. Maddiyat ile maneviyatı, akıl ile kalbi birleştirebildiğim bir hayat kurma arzusu beni Bee Goddess yolculuğuna taşıdı. Bir girişimci olarak çıktığım bu yol, zamanla kendi hayat mitimi yazdığım bir dönüşüme dönüştü. Mücevheri bir statü sembolü olarak değil, ruhun sembolü olarak yeniden yorumladım. İnsanlığın ortak hazinesi olan evrensel mitolojik ve ezoterik sembolleri alıp, onları modern kadının gücünü hatırlatan tılsımlara dönüştürdüm. Mücevheri yalnızca estetik bir obje olmaktan çıkararak, kadim bilgeliği taşıyan, bilinç ve kimlik ifade eden bir güç sembolü olarak yeniden tanımladım. Böylece tasarım mücevher dünyasında ruh ve anlam merkezli yepyeni bir kategori yarattım. Bee Goddess ilhamını MÖ 7500’de Çatalhöyük’te doğmuş Ana Tanrıça’dan alıyor. Bu ilhamla doğan marka, kadının yaratıcılığını, zarafetini ve gücünü kutlayan; üretkenlik, bereket, uyum ve sevgiyi modern bir lüks diliyle dünyaya taşıyan bir vizyon haline geldi. Bugün Londra Sloane Street’te, Paris Printemps’te dev markaların arasında yer almak; Amerika’da Saks Fifth Avenue, Neiman Marcus ve Bergdorf Goodman’da bulunmak; İsviçre’de Globus’ta konumlanmak yalnızca ticari bir başarı değil. Bu, Türkiye’den çıkan bir markanın global lüks arenasında kendi kategorisini yaratabileceğinin kanıtı. Bee Goddess, ‘Aydınlık Lüks’ anlayışıyla tasarım mücevher dünyasında yeni bir alan açtı. Benim için asıl fark yaratan şey ise şu: Adımın sınırları aşması değil, yarattığım dünyanın kadınlara kendi ışıklarını hatırlatması. Çünkü biz ışıltı değil, ışık markasıyız. Bir kadının kalbinin ışığı yandığında, o ışık sınır tanımaz.
Soru: Bu yolculukta neleri farklı yaptınız, başınıza gelen iyi/kötü her şeyden nasıl dersler çıkardınız?
Ece Şirin: En başından itibaren farklı yaptığım şey, mücevhere sadece estetik bir ürün olarak yaklaşmamaktı. Ben bir kategori yaratmak istedim. Bee Goddess’ı bir takı markası değil, anlam ve sembol dili olan bir ‘aydınlık lüks’ dünyası olarak konumlandırdım. Maddi değeri olan bir objeyi, manevi değeri olan bir talismana dönüştürdüm. Bu yaklaşım riskliydi çünkü alışılmış lüks kalıplarının dışındaydı. Ama tam da bu yüzden fark yarattı. Kurumsal geçmişim sayesinde sistemi, disiplini ve global düşünmeyi masaya koydum; sezgilerimle de ruhu ve vizyonu ekledim. Akıl ve kalbi birlikte çalıştırmak en büyük farkımdı. İyi deneyimler bana cesaret verdi ama asıl büyümeyi zor zamanlarda yaşadım. Global arenada var olmaya çalışırken finansal baskılar, operasyonel krizler, kültürel bariyerler ve yalnız karar verme süreçleri oldu. O anlarda şunu öğrendim: Krizler karakter inşa eder. Her zor deneyim bana üç şey öğretti: Esneklik ama kimlikten taviz vermemek, uzun vadeli düşünmek ve en önemlisi, lider olarak duygusal dayanıklılık geliştirmek. Artık şuna inanıyorum, başarı düz bir çizgi değil; bilinçli dönüşümler zinciri. Başınıza gelen her şey ya sizi küçültür ya da geliştirir. Ben gelişmeyi seçtim. Bugün geriye baktığımda iyi ve kötü her deneyimin Bee Goddess’ın DNA’sını daha netleştirdiğini görüyorum. Benim için gerçek liderlik samimiyet ve özgünlük üzerine kurulu, her an özümüzde olmak, kim olduğunuzu koruyabilmektir.
Soru: Sizi takip eden genç kadınlara ilham olmak konusunda neler söylemek istersiniz?
Ece Şirin: Hayat, başkalarının senin için yazdığı bir hikâye değil; senin kaleminden çıkan bir destandır. Bu yüzden genç kadınlara ilk söylediğim şey şu: Kendinize şu soruyu sorun; “Kim olmak istiyorum? Hayatım nasıl bir hikâye anlatsın istiyorum?” Cevabınızı bulduğunuz an, kendi mitinizi yazmaya başlarsınız. Her mitin bir kahramanı vardır. Ve evet, o kahraman sizsiniz. Kahraman olmak mükemmel olmak değildir; hayallerinin peşinden ilerlemeyi seçmektir. Cesur olmayı seçmektir. Konfor alanından çıkmayı seçmektir. Zorluklar sizi korkutmasın çünkü her zorluk sizi bir üst seviyeye taşıyan bir eşiktir. İçinizdeki ışığa güvenin. Potansiyelinizi asla küçültmeyin. Büyük hayal edin ama o hayali her gün disiplinle besleyin. Çünkü vizyon ilhamla başlar ama istikrarla büyür. Benim öğrendiğim en önemli şey şu oldu: Gerçek özgürlük, kendi ayaklarınız üzerinde durabilmektir. Finansal bağımsızlık, entelektüel derinlik ve duygusal dayanıklılık bir kadının en güçlü üç hazinesidir. Öğrenmekten, kendinize yatırım yapmaktan ve global düşünmekten asla vazgeçmeyin. Ve bir şey daha… Çevrenizi bilinçle seçin. Sizi küçülten değil, büyüten insanlarla yürüyün. Kadınlar arasındaki sisterhood, birbirimizin tacını düzeltmektir; rekabet değil, birlikte yükselmektir. Unutmayın, sizin hikâyeniz yalnızca sizin yazabileceğiniz kadar özel. Kendi mitinizi yazın ve ışıldayın ki, bütün dünya ışıldasın.

GÜLDEN YILMAZ
Koton Yönetim Kurulu Üyesi
“Kadınlar ekonomide, üretimde ve karar mekanizmalarında görünür olmalı”
Soru: Yaptıklarınızla fark yarattığınız, adınızın ülke sınırlarını aştığı kariyer yolculuğunuzu özetle sizden dinlesek...
Gülden Yılmaz: Koton’un yolculuğu 1988 yılında Kuzguncuk’ta açtığımız 25 metrekarelik küçük bir mağazayla başladı. O gün öğretmenlikten girişimciliğe geçerken aslında sadece bir perakende markasının değil, moda ve trendlere öncülük yapan bir markanın kuruluş yolcuğunun ilk adımını atmış olduk. Bugün geldiğimiz noktada Koton 35 ülkede fiziksel mağazaları, online kanallarla 70’ten fazla ülkeye erişimi olan, 8 bine yakın çalışanıyla global ölçekte faaliyet gösteren bir moda markası. Ancak benim için asıl dönüşüm, ölçekten çok zihniyette yaşandı. 1990’larda Avrupa’ya ihracat yapmaya başladığımızda global rekabetin yalnızca fiyatla değil; tasarım, hız, kalite ve sistemle yönetildiğini gördük. Moda ve tasarım kasımız o yıllarda ciddi biçimde güçlendi. Bu bakış açısı da Koton’un kurumsal yapısını güçlendirdi. 2012 yılında özel sermaye fonu Turkven ortaklığıyla kurumsal yapımızı derinleştirdik. 2024’te halka arzı tamamlayarak finansal şeffaflık ve sürdürülebilir büyüme modelimizi güçlendirdik. Bugün Koton’u sadece bir moda markası olarak değil, küresel değer zincirinin parçası, toplumsal cinsiyet eşitliğini iş modeline entegre etmiş, sürdürülebilir büyümeyi merkeze koyan bir kurum olarak konumlandırıyoruz.
Soru: Bu yolculukta neleri farklı yaptınız, başınıza gelen iyi/kötü her şeyden nasıl dersler çıkardınız?
Gülden Yılmaz: Global ölçekte faaliyet gösteren her şirket ekonomik dalgalanmalar, bölgesel krizler ve değişen tüketici davranışlarıyla karşılaşıyor. Benim öğrenimim şu oldu, krizleri engelleyemezsiniz ama krizlere dayanıklı sistemler kurabilirsiniz. Liderliğimde neyi farklı yaptığıma gelirsek... Liderliğimi 3 ana temel üzerine inşa ettim diyebilirim. İlki kurumsal dayanıklılık. İkincisi şeffaflık ve yönetişim. Ve son olarak da uzun vadeli değer yaratmak. Hızlı büyümek mümkün ama sürdürülebilir büyümek strateji kurmadan olmaz. İşimizi büyütürken kontrollü riskler almak, bunu yaparken müşteri odağından uzaklaşmamak ve markanın öz değerlerini korumak konusunda her zaman çok titiz davrandım. Bugün global markaların başarısını belirleyen unsur yalnızca finansal performans değil; çevresel ve toplumsal etkileridir. Biz de bu bilinçle hareket ediyoruz.
Soru: Sizi takip eden genç kadınlara ilham olmak konusunda neler söylemek istersiniz?
Gülden Yılmaz: Genç kadınlara ve kadın girişimcilere şunu söylemek isterim: Global dünyada rekabet edebilmek için önce kendi potansiyelinize inanmanız gerekir. Kimse tamamen hazır hissetmez ve yolun başındayken her şeyi bilemez. Cesaret çoğu zaman hazır olmadan atılan adımdır. Moda sektörü kadın emeğinin yoğun olduğu bir alan. Koton’un en büyük gücüyse insan kaynağı ve bu kaynağın önemli bir bölümünü kadınlar oluşturuyor. Bugün Koton’da toplam çalışanlarımızın %72’si, merkez ofis çalışanlarımızın %54’ü kadın. Ve yönetim kadrolarımızın yaklaşık %56’sı da kadın liderlerden oluşuyor. Yönetim kurulumuzda kadın oranı ise %67. Bu oranlar bizim için sadece bir istatistik değil, bu konudaki yaklaşımımızın da açık bir göstergesi. Koton’da kadının karar mekanizmalarında yer alması ve güçlenmesi bizim için hep öncelik. Çünkü biliyoruz ki, kadınların ekonomiye katılımı arttıkça şirketler daha yenilikçi, daha dayanıklı ve daha kapsayıcı hale geliyor. Bu yalnızca sosyal bir mesele değil; ekonomik bir zorunluluk. Kadınların tüm sektörlerde ve her düzeyde, ekonomik yaşamın içinde artarak yer alabilmelerini sağlamak amacıyla kadınların güçlenmesini hedefleyen ve bu alandaki en önemli küresel özel sektör girişimlerinden birisi olan Birleşmiş Milletler Kadının Güçlenmesi Prensiplerini (Women’s Empowerment Principles - WEPs), 2016’da imzaladık. Bununla birlikte şirket genelinde kapsamlı bir politika oluşturduk. ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Politikamızın yürütülmesinden sorumlu Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komitesi’nikurduk. Ben de bu komitenin başkanlığını bizzat üstleniyorum. Öte yandan, çalışanlarımızın iş-özel hayat dengesini destekleyen pek çok uygulamamız var. Koton Moms programı, regl izni, anne çalışanlara okulun ilk günü ve karne günü izinleri ve Mor Oda Sohbetleri bu uygulamalarımız arasında yer alıyor. Ev kadınlarının iş hayatına katılımını teşvik etmek için hayata geçirdiğimiz Ev Kadınları Projemiz, kadınların üretim ve gelir zincirine dahil edilerek yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve toplumsal hayatta daha aktif yer almalarını hedefleyen El Emeği Projemiz, uzun süredir devam ediyor. Bununla birlikte Türk Eğitim Vakfı aracılığıyla depremden etkilenen kız öğrencilere burs desteği sağlıyoruz. Koton’un DNA’sında güçlü bir kadın hikayesi var ve bu nedenle kadınların ekonomide, üretimde ve karar mekanizmalarında daha görünür olmasını bir sorumluluk olarak görüyorum.

SENUR AKIN BİÇER
Arnica Yönetim Kurulu Başkanı
“Kendi ışığımızı yaymak dünyaya iyi gelecek”
Soru: Yaptıklarınızla fark yarattığınız, adınızın ülke sınırlarını aştığı kariyer yolculuğunuzu özetle sizden dinlesek...
Senur Akın Biçer: Kariyer yolculuğum aslında ilk çocukluk anılarıma kadar uzanıyor. Babam Hasan Akın, yeni geliştirdiği ürünlerle ilgili görüşlerimi alır, rengi hakkında yorum yapmamı isterdi. Lise yıllarından itibaren onun kurduğu fabrikada çalışmaya başladım. Lehim tezgahından, idari görevlere, insan kaynakları biriminden pazarlamaya hemen her birimde, ekipte çalışmanın kariyer yolculuğumu nasıl bir sağlam zemine oturttuğunu gördüm. Babamı zamansız kaybettiğimiz 2011 yılında kardeşimle birlikte SENUR A.Ş. ve Arnica’da yönetimine geçtik. Yaklaşık 10 yıldır da her iki şirketin yönetim kurulu başkanı olarak görev yapıyorum. Paylaşmaya, dayanışmaya ve güçlü, pozitif iletişime dayalı bir liderlik anlayışını benimsiyorum. İş insanı olarak üstlendiğim bu görevlerle birlikte sivil toplum alanında da özellikle toplumsal cinsiyet eşitliği ve sanayi konularına odaklanmayı tercih ettim. Halen İstanbul Sanayi Odası 52. Grup Beyaz Eşya ve Ev Aletleri Sanayi Meslek Komitesi Başkanlığı, Küçük Ev Aletleri Sanayici ve İhracatçıları Derneği (KESİD) Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Züccaciyeciler Derneği (ZÜCDER) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevlerini sürdürüyorum. Önceki dönemlerde Türkiye Kadın Girişimciler Derneği’nin yönetim kurulunda yer aldım, TAİDER Aile İşletmeleri Derneği Tanıtım ve Kurumsal İlişkiler Eş Başkanlığını yürüttüm. Benim kariyer yolculuğumun olmazsa olmaz bir parçası da sanat. Japon fırça sanatı sumie ile geleneksel Türk sanatlarından ebru ve tezhip üzerine uzun yıllardır çalışıyor, eserler üretiyorum. Sanatın büyük kentlere sıkışmasını önlemek, toplumda sanat okuryazarlığını artırmak amacıyla düzenlediğimiz Arnica Art Land Sanat Çalıştayı’nın Danışma Kurulu Başkanlığını sürdürüyorum. Çalıştayımızın beşincisini, Türkiye’nin yanı sıra yurt dışından da katılımla gerçekleştireceğiz. Ayrıca imtiyaz sahibi olmaktan büyük mutluluk duyduğum kültür sanat dergisi İthaf Sanat için çeşitli çalışmalar yapıyorum.
Soru: Bu yolculukta neleri farklı yaptınız, başınıza gelen iyi/kötü her şeyden nasıl dersler çıkardınız?
Senur Akın: Tek yönlü olmanın bakış açısını daralttığına inanıyorum. Bu nedenle iş hayatında beni güçlendiren çeşitli hobiler edindim. Ancak yeni şeyler öğrenmeyi öyle çok seviyorum ki hobi diye başladığım uğraşlar bir süre sonra vazgeçilmezim oluyor. Birbirinden çok farklı görünen alanların birbirini nasıl beslediğini gördüm örneğin. Resim yapmak bazen iş hayatındaki bir sorunu daha kolay çözmenizi sağlıyor çünkü size daha geniş bir açıdan bakma pratiği kazandırıyor. Hatalar bize deneyim kazandırdığında çok iyi öğretmen oluyor. Bunu fark ettim. Karşılaştığım olayların benim üzerimdeki etkisini incelerken biraz daha derin bakmayı seviyorum. Görünenin ötesinde bana söylediği ne var, buradan ne öğrenebilirim, ne zaman vazgeçmeliyim ya da yola devam etmeliyim? Bu soruların cevapları hayat dersi olabiliyor. En nihayetinde öğrendiğim dersi şöyle özetleyebilirim; her şey geçiyor, iyisi de kötüsü de... Yaşam bu farkındalıkla derinleşiyor, güzelleşiyor...
Soru: Sizi takip eden genç kadınlara ilham olmak konusunda neler söylemek istersiniz?
Senur Akın: Parmak izlerimiz gibiyiz; eşsiziz ve her birimizin kendine has, ışığı, sesi, rengi var... Sahip olduğumuz bu özellikleri zenginlik olarak görüp kendi ışığımızı dünyaya yaymanın kendimize ve dünyaya iyi geleceğine inanıyorum. Hayal kurmaktan vazgeçmemek, korksak da adım atma cesaretini göstermek, kendi hikayemizin başrolünü tam da kendimize yakışır şekilde oynamak, gücümüzün farkında olmak ve gücümüze sahip çıkmak... Her anıyla yaşanmış bir hayat için aklıma ilk gelenler böyle..

NİSA ERSOY
TOSFED Başkan Vekili
“Gençler hayal kurmaktan, umut etmekten vazgeçmemeli”
Soru: Yaptıklarınızla fark yarattığınız, kariyer yolculuğunuzu özetle sizden dinlesek…
Nisa Ersoy: Otomobiller benim için hep vazgeçilmez bir tutku oldu. Yarış parkurları ise içimdekini açığa çıkarabildiğim, özgür hissedip kendimle uyumlandığım doğal yaşam alanıydı sanki… Bu anlamda çok şanslı hissediyorum kendimi. Hobi olarak tanımladığım bu spor öğretici ve tamamlayıcı bir yaşam serüvenine dönüştü. Yarışmak, yoğun iş ve şehir temposundan doğaya doğru, adrenalin yüklü, nefes açıcı, arındırıcı bir kaçıştı. Zorluklarla mücadelenin, değişen koşullara göre geliştirilen refleksin, fiziksel ve mental dayanıklılık ile üstesinden gelebilme tecrübesinin insanı çok geliştirdiğine inanıyorum. Bunun yolu da kendini tanımakla mümkün. Bize öğretilen kendi potansiyelini bilerek kullandığın otomobilin limitlerini zorlamak. O sebeple yarışlarda bir birinci olduğu kadar, farklı teknikler ve yetenekler var. Ama en önemlisi istemek ve pes etmemek. Başlangıçta hayatımın vazgeçilmez bir parçası olacağını bilmiyordum. Buna bir hevesin dönüştürücü etkisi diyebiliriz.
Soru: Bu yolculukta neleri farklı yaptınız?
Nisa Ersoy: Otomobil kullanmanın bir kültürü yansıttığını, ülkenin eğitim seviyesini, insan profillerini anlattığını unutmayalım. Federasyon olarak ilk günden itibaren merkezimize bu konuyu aldık. Çok aktif, üretken ve gönüllülük esası ile çalışan bir kadınlar komisyonumuz var. 10 yıldır özellikle dezavantajlı bölgelerde ilkokul çağındaki çocuklara trafik kuralları ve güvenlik eğitimi veriyoruz. Her sene destek fonlarla trafikte toplumsal bilinci artırmayı hedefleyen farklı mobil projeler yürütüyoruz. Global ölçekli, FIA NİSA ERSOY TOSFED Başkan Vekili “Gençler hayal kurmaktan, umut etmekten vazgeçmemeli” ile paralel çevre politikaları ve eylemleri üzerine çok titizleniyoruz. Sporun sürdürülebilir olabilmesi için standart kurallar koyarak, teorik ve pratik uygulamalar, saha çalışmaları ve delege denetimleri ile güçlü bir yapı kurmaya çalışıyoruz. Benim gibi bu spora gönül verenlerin “Nasıl yarışabilirim? Nereden başlayabilirim” sorularına cevap olabilecek adresler bulmaları çok önemliydi. Yetenek yarışmaları, özel şampiyonalar, alt yapı güçlendirmeleri, sporcu, kulüp destekleri gibi sosyal ve sportif tüm planlamalarda, bütünsel ve kapsayıcı bir yaklaşımla kalıcı bir hafıza oluşabilir. Cinsiyetçi bir söylem gibi algılanmasın ancak otomobil dünyası hala erkeklerin domine ettiği bir dünya. Bizim spor dalımızda durum daha iç açıcı…Türkiye’de otomobil sporlarında sporcu, gözetmen, görevli ve idari kadrolarda bulunan kadın oranı 3’te 1 gibi çok cesaret verici bir sayıya ulaştı. Toplumsal kodlamaları yıkarsak, yani kızlar bebekle oynar, erkekler arabalarla, kadın yemek yapar, erkek tamir eder gibi söylemleri değiştirebilirsek fırsatlar, sıfatlara göre değil potansiyellere göre eşit dağılabilir.
Soru: Sizi takip eden genç kadınlara ilham olmak konusunda neler söylemek istersiniz?
Nisa Ersoy: Gençler hayal kurmaktan vazgeçmemeli… Ama daha da önemlisi rehber olarak seçtikleri bizlerin, sorumlu ve ilkeli davranışları, onların önünü açarak, geleceğe ışık tutulabilir. Tüm bu deneyimlerden yansıyanlar gençlerin hayallerine giden yola ilham kaynağı olabilir. Bizim gibi figürlerin görevi, toplumsal faydayı önceliğe koyarak birikimleri gelecek nesillere aktarmak olmalı.

ŞAHİKA ERCÜMEN
Serbest Dalış Dünya Rekortmeni
“Hayaliniz ne kadar derinse nefesiniz de o kadar güçlü olsun”
Soru: Yaptıklarınızla fark yarattığınız, adınızın ülke sınırlarını aştığı kariyer yolculuğunuzu özetle sizden dinlesek...
Şahika Ercümen: Benim yolculuğum suyla başladı ama aslında kendimle yaptığım bir keşif yolculuğuna dönüştü. Çocukluğumdan itibaren spor hayatımın merkezindeydi. Serbest dalışla tanışmam ise bir dönüm noktası oldu. Nefesimi tutarak, tek bir nefesle derinliklere inmek; insanın hem fiziksel hem zihinsel sınırlarını tanımasını gerektiriyor. Yıllar içinde kırdığım dünya rekorları ve uluslararası başarılar sayesinde Türk bayrağını dünyanın farklı noktalarında gururla temsil etme fırsatı buldum. Ancak benim için asıl değerli olan, bu başarıların sadece spor alanında kalmaması; çevre farkındalığı, özellikle de denizlerin korunması konusunda bir mesaj taşımasıydı. Dalışlarımı çoğu zaman bir sosyal sorumluluk mesajıyla birleştirdim. Çünkü başarıyı anlamlı kılan şey, başka yaşamlara da dokunabilmek.
Soru: Bu yolculukta neleri farklı yaptınız, başınıza gelen iyi/kötü her şeyden nasıl dersler çıkardınız?
Şahika Ercümen: Serbest dalışta en önemli şey zihinsel disiplin. Ben de kariyerim boyunca fiziksel antrenman kadar zihinsel gücümü geliştirmeye odaklandım. Nefes kontrolü aslında duygu kontrolüdür. Panik anında sakin kalabilmek, hedefe odaklanabilmek gibi. ŞAHİKA ERCÜMEN Serbest Dalış Dünya Rekortmeni “Hayaliniz ne kadar derinse nefesiniz de o kadar güçlü olsun” Elbette her zaman her şey planlandığı gibi gitmedi. Sakatlıklar, iptal edilen organizasyonlar, beklenmeyen zorluklar... Ama ben hiçbir olumsuzluğu “engel” olarak görmedim. Onları yön değiştirten işaretler olarak değerlendirdim. Başarı kadar başarısızlığın da öğretici olduğuna inanıyorum. Hatalarım bana sabrı, disiplin ise sürdürülebilirliği öğretti. Fark yarattığımı düşündüğüm nokta şu oldu: Sadece sonuçlara değil, sürece odaklandım ve kendimi başkalarıyla değil, bir önceki “ben” ile yarıştırdım.
Soru: Sizi takip eden genç kadınlara ilham olmak konusunda neler söylemek istersiniz?
Şahika Ercümen: Kendi yolunuzu seçmekten korkmayın. Başarının tek bir tanımı yok. Önemli olan, yaptığınız işi tutkuyla yapmanız ve vazgeçmemeniz. Disiplin, sabır ve inanç bir araya geldiğinde gerçekten büyük kapılar açılıyor.Başarılı olmak, sert olmak demek değil. Zarafetle, kırılganlıklarımızla güçlü olmak mümkün.Empati, dayanışma ve birlikte yükselmek kadınların en büyük gücü. Her genç kadına şunu söylemek isterim: Hayaliniz ne kadar derinse, nefesiniz de o kadar güçlü olsun. Çünkü derinlik korkulacak bir yer değil; keşfedilecek bir alan.Toplum bazen kadınlara sınırlar çizebilir, ama o sınırların çoğu zihinlerde.